Meselenin Meselesi
Kıbrıs konusunun kısa bir dönem de olsa Adada yaşayan iki toplumun öncelikli çözüm konusu olarak kayıtlara geçtiği biliniyor. Ada üzerinde emperyal amaçlar güden ülkelerin de konuya ilişkin çalışmaları çıkar amaçlı olduğundan olayın özünden uzaklaşıldığı belleklerdeki tazeliğini koruyor.
Meseleyi çözmemek için çıkar amaçla yola çıkanlar iki halkın gerçeklerini görmezden gelerek şu anda içinden geçmekte olduğumuz açmazın da mimarları olarak kayıtlara geçiyor.
Konuya her iki toplumun liderleri açısından bakıldığında Türk toplumunun liderlerinin uzlaşıdan yana oldukları buna karşın karşımızdakilerin ise sürekli gerilimden yana oldukları biliniyor. Sürekli gerilim içinde olmalarının yararını da BM’de yapılan görüşmelerde alıyorlar. Bunun en tipik örneğinin
Türklerin Kıbrıs Cumhuriyetinden kovulmasının nedeni olarak anılan kurumun sessizliği olarak karşımızda duruyor. Değişik dönemlerde BM Genel Sekreterlerinin isimleri ile anılan öneriler olduğunun ve bu nedenle raporu hazırlayanların kuzuların sessizliği örneğinde olduğu gibi derin bir sessizliğe bürünüyor olmalarını belirtmek olasıdır. Bu nedenle yarım asrı aşan süredir hazırlanmış olan önerilerin işlevsizliği kendiliğinden ortalıklara çıkıyor.
Her ne kadar şu anda görevde olan Antonio Guterres bu yolu denemeden doğrudan kişisel
Özel Temsilci atayıp çalışmaların devamını sağlamaya çalışıyor. Yeni müzakere sürecinin olmadığının biliniyor olmasına karşın çabaların devam ettiriliyor olmasını umudun canlı tutulmasına yararının olacağının da beklenilmemesi gerekiyor.
Yeni yılda da yapılacak olan müzakere süreçlerinden de benzer sonucun çıkabileceği karşımızdakilerin tutumunda düğümlenmektedir. Yaşanmakta olan tıkanıklığı aşabilmenin yolu da diplomasi yöntemine işlerlik kazandırmakdan geçiyor. Cumhurbaşkanı Tufan ERHÜRMAN’ın başlattığı siyasi partilerle ortak yapılan görüşmelerden ilk anda amaçlanan sonuca uzun soluklu düşünüldüğünde yararlı olacağına tanıklık edilecektir. Siyasetin içinde bu tür birlikteliğin yararlı olacağı görülecektir.
Bugüne değin BM’in yalnızca Kıbrıs konusunda aldığı kararlar olmak üzere nerede ise bütün kararlarının tartışmalı olduğu kabul ediliyor olmasına karşın herhangi bir düzeltmenin de yapılmadığının da unutulmaması gerekiyor.
Özellikle BMGK’nin kararları tipik örnek olarak karşımızda duruyor. Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de yaşanan kırımlar konusunda İsrail’i kınayan kararlarının Birleşik Amerika yönetimince veto edilerek yaşanmış olan kırımların üstü örtülüyor. Gelinen bu noktada adı geçen kuruluşun yapısının yeniden düzenlenmesi kaçınılmaz oluyor. Kıbrıs konusuna gelince Kıbrıs Türklerinin haklarının düzeltilmesi belki olanaklı olabilecektir.
Karşımızdaki unsurun en önde gidenlerinin her aşama ve ortamda Kıbrıs Türklerinin seçilmiş yöneticilerine karşı küçük düşürücü tavır içinde oldukları görülüyor. Her ortam ve fırsatta Kıbrıs
Türkleri olarak azınlık olmadığımızı anımsatmak ve ona karşı tavır içinde olmak yalnızca görevlilerin değil hepimize düşen görev olduğunun unutulmaması gerekiyor mu ne…
Sevgi ile kalınız…